kazaraa
Altın Üye [% 10]
 
İtibarı : 24
Offline
Mesaj Sayısı: 50
kazaraARIZİeaglemanhaut..
|
 |
« : Mayıs 11, 2008, 05:18:50 ÖS » |
|
HZ. PEYGAMBERİN ARKADAŞLIĞI İnsanlar yaratılış itibâriyle birbirinin yardımına ve dayanışmasına muhtaç oldukları için neredeyse arkadaşsız bir kimse yoktur. Sosyal bir hayat yaşayan herkesin mutlaka bir çevresi, samimî arkadaşları ve yakın dostları vardır. .Her meselede olduğu gibi,bu konuda da uyaran Yüce Peygamberimiz (sav), "Kişi dostunun dini üzeredir. O halde her biriniz dost edindiği kişiye dikkat etsin" (Tirmizi, Zühd: 45) buyurmuştur. "Kişinin, dostunun dini üzere" olmasından kasıt, "dini yaşama durumu"dur. Gerçekten de iyi bir arkadaş iyiliğe, güzel işler yapmaya teşvik eder; kötü bir arkadaş ise, arkadaşını günah işlemeye yöneltir. Nitekim bu hususta da Sevgili Peygamberimiz (sav.), Ebu Musa (r.a.)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyurur: "İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük üfüren gibidir. Misk taşıyan ya sana verir yahut satın alırsın yahutta o miskden güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren ise, ya senin elbiseni yakar, yahut ondan pis bir koku duyarsın." Arkadaşın iyisinin de kötüsün de kişiye mutlaka iyi veya kötü etkisi olur. İyi insanlarla düşüp kalkan, hiçbir fayda temin etmese bile, güzel koku satanın yanında bulunduğu sürece o kokudan istifade eden kişi gibi mutlu olur. Kötülerle arkadaş edinenler onlardan zarar görmediklerini zannetseler bile en azından körük kokusundan rahatsız olanlar kadar zarar görürler. Körle yatan şaşı kalkar Kiminle arkadaş olacağımız hususunda da ölçüler getiren Sevgili Efendimiz (a.s.m.), Ebû Saide-l Hudrî'den (r.a.) rivâyet edilen bir hadiste, "Yalnız mü'minle arkadaş ol ve ekmeğini ancak takvalı kimse yesin" (Tirmizi, Zühd: 55) tavsiyesinde bulunur. Buradaki "mü'min" ifâdesinden anlamamız gereken, "Allah'a hakkıyla îman eden kâmil bir mü'min"dir. Kâmil bir mü'min, Allah'ın emirlerini yerine getirir ve yasaklarından kaçınır. Nitekim hemen peşinden gelen "takvâlı kimse" ile mü'min kelimesi açıklanmış olmaktadır. Niçin arkadaş konusu bu kadar mühimdir? Çünkü, "Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Tirmizi, Zühd: 50). Bir genç, birisiyle arkadaş olmuşsa, mutlaka onu çok sever. Sevmediği bir kimseyle zaten arkadaş olmaz. Dolayısıyla sevdiğiyle hem dünyada, hem âhirette beraberdir. Dünyada iken Allah yolunda ibâdet ve itaatte, îman ve Kur'an'a hizmette arkadaşıyla beraber olan bir genç; âhirette de cennet nimetlerinden birlikte istifâde edecek, dostluklarını ebedîleştirecektir. Arkadaşlığın en güzel örneğini, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) göstermiştir. Başta Hz. Ebû Bekir(r.a.) olmak üzere bütün sahabîler onun arkadaşı olmuşlar, etrafında pervane gibi dönmüşler, uğruna canlarını ve mallarını fedâ etmişlerdir. Zaten "sahabî" arkadaş demektir. Sahabîler, dostluk ve arkadaşlığın benzersiz numunelerini ortaya koymuşlar, sevgi ve saygının, fedâkârlık ve feragatin hârika örneklerini göstermişlerdir. Abdullah bin Ömer'den (r.a.) rivâyet edilen bir hadiste Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), şöyle buyurur: "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ne zulmeder, ne de onu yalnız bırakır. Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah-ü Teâlâ da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, kıyâmet gününde Allah da onun ayıplarını örter." (Müslim) Yukarıdaki hadiste, arkadaşlığın iki mühim gereği üzerinde durulmaktadır. Bunlardan birisi, ihtiyacını gidermek, diğeri ayıbını örtmektir. Zaten bunların aksini yapmak, yani bir ihtiyacı ânında imkânı olduğu halde yardım etmemek veya ayıplarını sayıp dökmek, arkadaşlığı öldüren, dostluğu mahveden en büyük hastalıktır. Kardeşinin kötü durumundan memnun olmak da dostluğu bitirir. Bu hususta Vâsile bin Eska'dan (r.a.) rivâyet edilen şu hadis, ibret vericidir: "Kardeşin için (kötülük günlerinde) sevinç gösterme, yoksa Allahü Teâlâ ona rahmet eder, seni de (ondaki belâya) uğratır." (Tirmizi) Demek ki, kardeşliğin ve arkadaşlığın gereğiyle amel etmemenin, hattâ onun sıkıntısına sevinmenin acı neticesi dünyada da kendisini göstermektedir. Muaz bin Cebel'den (r.a.) rivâyet edilen şu hadîs, aynı mânâyı tamamlamaktadır: "Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kusuru işlemeden o kimse ölmez." (Tirmizi) Mü'min, kardeşini ve arkadaşını küçümsememeli, ona değer vermelidir. Müslüman kardeşini küçük görmenin, ne büyük bir günah olduğunu anlamak bakımından şu hadis, ders yüklüdür: "Her Müslümanın diğer Müslümana malı, ırzı ve kanı haramdır. İnsana kötülük bakımından, Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter." (Müslim, Birr: 43) Müslüman kardeşini küçük görmek, kibir ve gurur alâmetidir; kendini beğenmişliğin neticesidir. Halbuki olgun bir Müslüman, kendi nefsini beğenmez, büyüklenmez, dâima kardeşini kendisinden üstün görür. Dostluk ve arkadaşlığın gıdası, sevgidir, birliktir, yardımlaşmadır. Onu öldüren, birbirinin kusuruna bakmaktır, küsmektir, dostunu terk etmektir. "Birbirinizi sevmemezlik etmeyin. Birbirinizi kıskanmayın. Ve birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun! Bir Müslümana kardeşini üç geceden fazla terk etmesi helâl olmaz" (Müslim, Birr: 7) buyuran Yüce Peygamberimiz (a.s.m.) arkadaşlığı mahveden problemlere dikkat çekmiştir. Arkadaşlığı öldüren hususlardan birisi de gıybettir. Dostunu ve arkadaşını o yokken çekiştirmek, onun hoşlanmayacağı şeyleri arkasından söylemektir. Bu konuda Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivâyet edilen şu hadîs, çok dikkat çekicidir: "Gıybet nedir bilir misiniz?" "Allah ve Resulü bilir" dediler. "Kardeşini hoşlanmadığın bir şeyle anmandır." "Ya kardeşimde benim dediğim bulunursa ne buyurursun?" "Söylediğin onda varsa onu gıybet ettin demektir. Eğer onda yoksa ona iftirâ etmiş olursun." (Müslim, Birr: 20 “Ebû Bekir’in arkadaşlığı kadar bana güven veren bir arkadaşlık ve onun malı kadar bana güvenli olan bir mal olmamıştır. Eğer rabbimin dışında kendime bir dost bulmak isteseydim, bu dost, Ebû Bekir olurdu. Ne var ki din kardeşliği de yeterli bir dostluktur.” (Buhârî, Fezâilü’s-Sahâbe, 3; Müslim, Menâkıb, 45; Tirmizî, Menâkıb, 15.) Ebu Hureyre r.anh rivayetle resullullah şöyle buyurmuştur.. İnsan dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceğiniz kişiye dikkat etsin:( Ebu Davud) “Ben falanca kişiyle dostum ama ondan hiç etkilenmiyorum”gibi boş savunmalarla avunmak yerine, insanın beğendiği kişilere benzeme ve onları taklit etme eğilimine sahip olduğu gerçeği göz önünde bulundurarak, dostları iyi kimselerden seçmeye özen göstermek gerekmektedir. İnsan inançlarının ve dostlarının etkisi altında yaşar. İnsanı en çok dostları etkiler. Sonuçta inançları bile dostlarının etkisi altında şekillenir insanın kimlerle birlikte olduğu nasıl bir yaşayışı tercih ettiğinin göstergesidir. müslümana müslümanı dost edinmek yakışır.
Benim meclisime en yakın olanınız, ahlakça en güzel olan ve etrafındakilerle hoş geçinenizdir ki, onlar herkesi sever, onları da herkes sever. (Taberani)
Kıyamet günü Arş-ı Azam’ın etrafında, bir takım insanlar için kürsüler kurulacaktır. Bunların yüzü ay’ın 14 gibi parlayacaktır.İnsanlar feryad ederken onlar feryad etmez.insanlar korkarken onlar korkmazlar.onlar,korku ve kederleri olmayan Allah’ın gerçek dostlarıdır buyurdu.Kendisine bunların kim olduğunu sorulunca onlar Allah için seven kimselerdir.buyurdu(Ahmet ve hadun)
Allah için seven iki kişinin Allah katında en sevimlisi,arkadaşını daha çok sevendir.(hakim)
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesden fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”( Buhârî, Îmân 9, . .) Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: Âdil devlet başkanı, Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, Kalbi mescidlere bağlı müslüman, Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, Tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.”[3] Buhâri, Ezan 36, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Muâz radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: Allah Teâlâ; “Benim rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır” buyurmuştur.[ Tirmizî, Zühd 53.) Ebû İdris el–Havlânî rahımehullah’dan şöyle dediği nakledilmiştir: Dımaşk mescidine girmiştim. Bir de ne göreyim, güleç yüzlü bir delikanlı ve başına toplanmış bir grup insan. Bunlar bir konuda görüş ayrılığına düştüler mi hemen o delikanlıya başvuruyor ve fikrini kabulleniyorlardı. Bu gencin kim olduğunu sordum. “Bu Muâz İbni Cebel radıyallahu anh’tır” dediler. Ertesi gün erkenden mescide koştum. Baktım ki o genç benden evvel gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim sonra önüne geçerek selâm verdim ve: Allah’a yemin ederim ki ben seni seviyorum, dedim. Allah için mi seviyorsun? dedi. Evet Allah için, dedim. O yine: (Gerçekten )Allah için mi seviyorsun? dedi. Ben de: Evet, ( gerçekten) Allah için seviyorum, dedim. Bunun üzerine elbisemden tutarak beni kendisine doğru çekti ve şöyle dedi. Kutlarım seni. Zira ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Allah Teâlâ, “Sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederler” buyurmuştur.”[Muvatta’, Şa’r 16 Sevdiği kimseye ben seni Allah için seviyorum demek sünnettir. Birbirini Allah için sevenler Allah sevgisini kazanmışlardır. [Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 140.) Ebû Kerîme Mikdâd İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin!”[Ebû Dâvûd, Edeb 113 ; İslam toplumu birbirini Allah için seven insanların bir araya geldiği toplumdur. [Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 140 Enes İbni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bir adam vardı. Bir başka şahıs ona uğrayıp geçti. (Arkasından, Hz. Peygamber’in huzurundaki kimse): Ey Allahın Resûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum, dedi. Peygamber aleyhissalâtü ve’s–selâm: “Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?” buyurdu. Adam: Hayır, dedi. Hz. Peygamber: Ona bildir”, buyurdu. Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve: Ben seni Allah için seviyorum, dedi. O da: Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını verdi.[Ebû Dâvûd, Edeb 113
|