Jack Sparrow
Co-admin [% 75]
İtibarı : 553
Offline
Mesaj Sayısı: 3,476
şampiyonu sıkar yarış
|
 |
« : Haziran 29, 2008, 03:41:42 ÖS » |
|
İnsan, Cenab-ı Hakkı tanıtan mükemmel bir nakıştır
İnsan görmek, işitmek, tatmak, ilim sahibi olmak gibi duygularına bakıp bunların nereden gelip bize yapıştığını düşünmelidir. İnsan bir damla meni halinden çocuk halinde dünyaya geldikten sonra yavaş yavaş tekâmül eder. Düşüncesi gelir, ilmi gelir, kuvveti gelir, iradesi gelir. 15 yaşına gelince, “Bunlar benimdir!” der. İnsan bu duyguları hangi dükkandan, nereden getirdiğini sormaz, birden zapteder ve zalim olup çıkar. “Ben görüyorum! Ben işitiyorum! Ben biliyorum! Ben konuşuyorum! Ben irademle yapıyorum! Ben kuvvetimle yapıyorum!” der. Tam bir Firavun olur.
Bu böyle devam eder. Bir de bakar ki ihtiyar olmuş. Göz görmemeye, kulak işitmemeye, dil ve hafıza bozulmaya, eli titremeye başlar. Kalpte arıza başlar, ameliyat olur. Derken birden vefat eder. Ondan sonra ne göz görür, ne kulak işitir. Öyleyse fanidir. Demek başkasının malıdır. ALLAH bu 7 sıfatı bize kendisini tanıttırmak için vermiştir. Onun için haddimizi bilip, NÜMUNE itibariyle Rabbimize âyinedarlık edip, bu 7 sıfatı, Rabbimizin emri istikametinde kullanmamız lazımdır.
Şimdi 3. Âyinedarlığa bakalım. İnsan NAKIŞ itibariyle Rabbine âyinedarlık eder, Rabbini tanıttırır.
İnsan acaip bir nakıştır. Cenab-ı Hak insanı mükemmel şekilde süslendirmiştir. İnsan san’at itibariyle dünyanın en güzel bir sanatıdır. ALLAHu Azimüşşan insanı en mükemmel surette yaratmıştır. Meselâ dile bak! Su, hava, toprak, güneş unsurları yan yana gelmiş bir et parçası olmuş. Bu bir parça et nasıl konuşur? Beyindeki düşüncelerin hepsine nasıl tercüman olur? Haydi bunu izah et bakalım?.. Dünyada ne kadar nimetler varsa hepsinin ufak ufak tadları içinde vardır. Bütün İlâhî nimetleri ölçecek, ona göre de değer verecek. Bütün dünya san’atkarları toplansa, yan yana gelse, bu dilin benzerini yapmaları mümkün müdür? Hem konuşma kabiliyeti var, hem tat alma kabiliyeti. Nakşa bak!...
Göze bak! Bir anda yıldızları seyreder. Kulağa bak! İki kulaktır, bir sesi duyar. İki göz binleri görür.
Başın üstündeki saç bir süstür. Peki dilin üstünde, avucun içinde olsa süs olur mu? Kadının saçı yüzünde yoktur. Erkeğin yüzünde sakal vardır. ALLAH kadınla erkeği bir yaratmamış, farklı farklı yaratmıştır. Bütün dünyanın aklı bir olsa, anne sütü gibi, yenilen çeşitli gıdayı o şekilde süt haline getirebilir mi?
ALLAH’ı tanımak istiyor musun? O halde kendine bak, bin bir ism-i İlâhinin nakşını kendinde gör.
İşte insan bu şekilde ALLAHu Teâlânın üç çeşit âyinesidir: Zıddiyet itibariyle, Sıfat-ı selbiyeye âyinedir. Nümune itibariyle Sıfat-ı Sübutiyeye âyinedir. Nakış itibariyle bin bir ism-i İlâhinin âyinesidir.
İnsan, binbir esmâ-i İlâhiyenin nakşıdır, tecelliyatın merkezidir. Bütün kâinatın hülasasıdır. İnsan zîşuur olarak kâinattaki bütün ibadet ve tesbihatları görmek için bu dünyaya gelmiştir. ALLAHu Azimüşşan da bu mektubu yazmıştır. En başta kendisi okumak istiyor. İnsan da günde beş vakit, bütün mevcudatla beraber, ALLAHu Teâlanın huzurunda duracak, bütün âzâları ve duygularıyla resm-i geçitte bulunacaktır.
Bu duygulara, bu inanca sahip olan insan, kendisini ve mevcudatı yaratan Rabbü’l âlemine şükreder, münacatta bulunur: “Ben mahlukum, Sen Halık’sın. Ben merzuk’um, Sen Rezzak’sın” der ve kulluğunu ilan eder. İşte hayatın en büyük lezzeti budur. Bazı sahabeler bu sırrı kavradığı için bazan sabaha kadar secdede kalırlardı. Ârif-i Billah, aczde, münacaatta lezzet bulur. Havf ve reca dengesini muhafaza eder. Ya Rabbinin azabından korkar, lezzet alır, ya birdenbire kalbi coşar zikirle lezzet alır.
|