Jack Sparrow
Co-admin [% 75]
İtibarı : 553
Offline
Mesaj Sayısı: 3,476
şampiyonu sıkar yarış
|
 |
« : Haziran 29, 2008, 03:39:48 ÖS » |
|
Rabbimizi hakkıyla tanısak, bize yeter!
Kur’an-ı Azimüşşan biz Müslümanlara, “HasbunALLAH ve ni’me’l vekîl” (ALLAH bize yeter; O ne güzel vekildir.) dememizi emretmektedir. Âl-i İmran Sûresi’nin 173. âyetinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:
“Onlar ki, (bir kısım) insanlar kendilerine: ‘Şüphesiz insanlar (düşmanlarınız), gerçekten size karşı toplandılar; işte onlardan korkun!’ dediler de (bu) onların imanını artırdı ve: ‘ALLAH bize yeter! Ve (O) ne güzel Vekildir!’ dediler.”
Sahâbe-i kiram, kendilerine, “Müşrikler şu kadar büyük orduyla üzerlerinize geliyor, onlardan çekinin, savaşmayın, yurdunuza dönün!” denilince, işte böyle demiş ve daha büyük şevkle, azimle kâfirlerin üzerlerine yürümüşlerdi.
Kur’an her âyetiyle, her hükmüyle de mu’cizedir ve günümüze de bakmaktadır. Günümüzde de “kâfirlerin askeri şu kadar, silahları bu kadar, onlarla nasıl savaşacaksınız, teslim olun!” diye propaganda yapanlar yok mu? Cenab-ı Hakkı hakkıyla bilen, tanıyan bir Mü’min ise yeryüzündeki bütün kâfirlerin ve onların elindeki bütün silahların ALLAHu Azimüşşan’ın gücü ve kudreti yanında bir sinek kanadı kadar değerinin olmadığını bilir.
Günümüz Müslümanı Yaratanını, Rabbini hakkıyla tanımıyor. Yaratılış gayesini bütünüyle unutmuş gözüküyor. Geliniz bizler gözümüzü bu “HasbunALLAH ve ni’me’l vekîl” âyetine çevirelim ve dersimizi ondan alalım. İnsan olarak yaratılış gayemizin ne olduğunu, Rabbimizi nasıl tanımamız gerektiğini öğrenmeye çalışalım:
Bu âyet-i kerime (Âl-i İmran/173) diyor ki, “ALLAH sana kâfidir” bu ne demek?
Kendi vücudumuza bakalım. Vücudumuz, 1001 ism-i İlâhinin tecelliyatının merkezidir. Kalb, tecelligâh-ı Rabbânî’dir. ALLAHu Teâla, göz, kulak denilen âzâları, duyguları, tecelliyât-ı Rabbaniyeyi anlamamız için vermiş.
İnsan vücudu, âdeta küçücük bir âlem gibidir. Âlemde ne varsa küçük bir mikyasta insanda bulunmaktadır. Nur-u Muhammedî itibariyle kâinatın hülasası olmuştur. Şu sır Ehlullahta inkişaf ettiği zaman, birden bire bütün âlemi âyine-i ruhunda seyreder.
İnsan, zahiren küçük görünürken âdeta bütün âlem ona hizmet ettiği için Arş-ı Rahman olmuştur. Kâinatın yaratıcısı olan ALLAHu Azimüşşan, Arş-ı Rububiyeti olan kalb üzerine tecelli eder, bütün âlemi orada hizmetçi eder. Cennet, melek, mevcudat, güneş hep hizmetkârdır. İnsan açılsa âlem olur. Âlem küçülmüş maddeten insan olmuş. Maddeten böyle olduğu gibi, vücub âlemi itibariyle de âlemde ne kadar tecelliyat varsa, insanda nümunesi vardır. Meselâ; âlemde levh-i mahfuz var, bunun nümunesi olarak insanda hâfıza var. Âlemde orman var, insanda kıllar var. Âlemde dağlar var, insanda eğri büğrü hudutlar var.
İnsan bu şekilde âlemin hülasası olduğu gibi, aynı zamanda bir “mektup”tur. Bu mektub-u İlâhiyi Cenab-ı Hak yazmış.“ Namaz vasıtasıyla günde beş defa hazırlanacaksın, resm-i geçitle huzurumdan geçireceksin!” diye emretmiş. Tıpkı diğer mevcudat gibi. Bütün mevcudat bahar mevsiminde resm-i geçit yapmaktadır. ALLAH bizzat mahlukatını seyretmek ister.
ALLAH, insana akıl ve şuur vermiş. Kâinattaki bu resm-i geçidi insan da seyretmektedir. Kâinattaki tesbihatı hem kendisinde hem âlemde anlaması için insanı yaratmıştır. İnsan, kulağına kulak verecek olsa, “Ya Semi’!” dediğini , midesine kulak verecek olsa, “Ya Rahman! Ya Rezzak!” dediğini, hastalıklara kulak verecek olsa, “Ya Şâfi!” dediğini, ayrıca yerin, göğün, bütün âlemin ALLAH’ı zikrettiğini işitecektir. İşte ALLAH bu zikri duymamız için bizi yaratmış.
|